SEXİ OLMAK

 

SEXİ OLMAK

Zor mu yoksa kolay mı” ya sonra geliriz ama önce başka bir sorunun cevabını arayalım:

“Seksi görünmek iyi bir şey mi?”

Bunu çözelim ki, sıra ötekine gelsin. Reçetesi hazır nasıl olsa...

Bunun bir sürü cevabı olabilir.

*Yerine göre iyi bir şey...

*Ülkenin konjöktürüne göre değişir.

*Bu dünyanın her yerinde kadını suiistimale girer.

Hangi cevabı beğendiniz?

Ben hiçbirini beğenmedim.

Çünkü her zamanki gibi taraf olmak istemiyorum. Ona kapılıp ötekilere fikrimi kapatmak içimden gelmiyor.

Bir karar verip, onu bir köşeye sıkıştırmayı da gerçek olamayacak kadar kolay buluyorum.

Eğer dünyayı peşinden koşturan böyle bir kavram varsa...

“Bir düşünelim” diyorum.

Var çünkü...

En totaliterinden, en bağnazına veya en popülistine kadar hem de...

Kimbilir, belki de ortak nokta...

AÇARSIN ORANI BURANI

Ha, yemeyip içmeyip onu düşünüyor değilim ama...

“Bu budur” deyip de geçmek yakışmıyor...

Yani iyi bir şey de olsa, kötü bir şey de; bu var.

Var ve üstelik de önemli...

O halde şimdi bu işin kolay mı yoksa zor mu olduğuna bakalım.

Şöyle bir batıl inanç vardır ya; “açarsın oramı buranı, dudağını aralarsın, baygın baygın bakarsın... Al sana seksi kadın.”

Ha, bir de saçlarını ellerinle toplayıp şöyle bi yukarı kaldıracaksın...

Oldu mu yani?

Seksi mi oldu?

Hayır.

Zaten buysa seksilik, bu kadarsa...

Peki ne oldu?

Seks çağrıştırdı.

Ne yani? O halde seks çağrıştıran her şey seksi mi? Bu kadar kolay mı?

Yok canım, olmamalı...

PEKİ SEKS, SEKSİ MİDİR?

Dün bir haber okudum; “Seksi görünmek zor değil” diye...

Şöyle bir baktım, saçmaydı.

“Geğirme, burnunu karıştırma, ter kokma, tırnaklarını yeme, doğru düzgün yemek ye, hep kendinden bahsetme” gibi maddeler vardı.

Yani seksi olmanın değil de, insan olmanın gereklerini sayıyor gibiydi.

Madem o anlatmıyor, ben düşüneyim dedim.

Seksi olmak başka bir şey...

En azından şu yukardaki tarif değil; hani oranı buranı açmakla ilgili olan.

Hatta hatta çok da fiziki hatları bile yok. Yani dolgun göğüsler, dudak ıslatmalar, dekoltelerle falan alakası yok.

Onlar seks.

Seksi olmak; biraz akıl, biraz espri, kendine güven, cesaret ve en önemlisi biraz mesafe ister.

Mesafe...

Peki seks, seksi midir?

İşte bunun cevabını biliyorum.

Erkeklere göre evet, kadınlara göre hayIr.
Göbek möbek meselesini hallettik sayılır. Erkeklerin yani... Artık kendilerine bakmaları gerektiğini anladılar. En azından göbeklerinden utanıyorlar. Yani eskisi gibi “N’olucak ki... Erkeğin güzeli mi olur?” saçmalığından veya kolaycılığından mecburen de olsa vazgeçmeye başladılar.

Bu yüzden, “Göbek möbek meselesini aştık sayılır” dedim.

E, çorap meselesini de çözdük. Hani o, tam o anda çıkarılmaya çalışılan çorap kâbusunu...

Onlar da bu işte bir terslik olduğunun farkındaydı ama almaza yatıyorlardı.

Şimdi anladılar...

Sıra geldi iç çamaşırlarına...

Evet, şu sıralar sessiz bir devrim yaşanıyor. Ona geçmeden önce, hızlıca erkek iç çamaşırı kısa tarihini şöyle bir gözden geçirelim mi?

İç çamaşırından kastım aslında don.

Dondan külota, külottan slipe, slipten boxer’a geçtiler...

Don dediğim, bildiğiniz beyaz klasik pamuklu olan. 20 sene kadar önceye kadar hemen herkes bunu giyiyordu.

Ama gençler artık sıkılmışlardı...

SLİP’İ SEVMEDİLER

O sırada renkli donlar çıktı piyasaya. Don aynı don da, renkli... Ona yöneldiler. Modern erkeğin iç dünyası buydu.

Dondan, külota terfi etmişlerdi...

O sırada henüz boşanmalar, aldatmalar başlamamıştı.

Kısa süre içinde slipler geldi. Hadii... Artık moda slipti. Don giymek out, slip in durumu. Renk renk alınıyor ama yıkandıkça da soluyorlardı.

Zaten slip’i erkekler çok sevmedi. Isınamadılar...

Ben biliyorum sebebini...

Çok belli oluyordu da ondan galiba...

Hayır, öylesi var, böylesi var!

İşte tam o sıralarda “Ayrıca yabancılarınki o kadar da göründüğü gibi değil!” söylentilerini yaymaya başladılar.

Derken boxer çıktı.

Onunla çok rahat ettiler. Kısa sürede pazarlara kadar yayıldı.

Herkes 3’ü birarada değişik renk ve desenlerde, mikili falan boxer almaya başladı.

Öyle ki, o kadar çeşitlendi ki, “Bana boxer’ını söyle sana onun kim olduğunu söyleyeyim” durumu dahi oluştu.

Kravat gibi...

KALPLİSİ VAR, KALPSİZİ VAR

Belki bir gün onu da yazarım:

“Erkeği donundan tanımanın 8 kısa yolu”

Şimdi siz, “kısa” lafından pek hoşlanmazsınız, en iyisi “Erkeği donundan tanımanın 12 uzun yolu” diyeyim.

E, pazar boxer’ı giyen de var, Calvin Klein giyen de... Mikilisi var, karelisi var...

Kalplisi var, kalpsizi var...

Hepsi bir mi? Hayır.

Ama orada kaldılar.

Boxer dönemi erkeklerin sapıttığı dönemin de temsilcisi oldu.

Boşanmalar, aldatmalar patladı.

Bir donun hakimiyeti çok uzun sürmüştü, şimdi de boxer’ınki...

Külot ve slip modası çabuk geçti.

Şimdi sessiz sedasız yeni bir akım geliyor.

Hani vücuda yapışan, kısa şort gibi olanlar...

Sliple, boxer karışımı bir şey.

Son 1-2 yıldır piyasada...

Henüz herkes giymeye cesaret edemiyor onu. Erkekler biraz tutucu bu konuda.

Ama gerçek trendy’lerin çekmecelerinde boxer’ların yerini almaya başladı bile...

Biraz dünyayı tanıyan ve başarılı erkeğin donu...

Bakalım bu don, erkeklerin hangi dönemini başlatacak?

Ona henüz bir isim koymadılar. Bazen bir markanın modelinin ismi oluyor, bazılarında da yine “boxer” diye geçiyor.

Ama bence bunun bir adı olmalı..

Ne olmalı ki?